Demeseydim Gaz Yapardı...
They won’t let me go, no
They can’t let me out, no
They won’t let me walk, no
Ve bir gün Dekanlık arayıp “Fakülte birincisi sizsiniz, pazartesi konuşma yapacaksınız.” der…

            Saygıdeğer rektörüm,  rektör yardımcılarım; dekanım, bölüm başkanlarım, hocalarım ve değerli ailelerimiz,

            Sözlerime başlamadan önce; bu başarıyı elde etme yolunda, bana destek olan kişilere teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Bu sebeple; dört sene boyunca, bıkmak bilmeden, bütün sorularıma cevap veren ve bana her konuda yardımcı olan; İman …, Şahin …, Süleyman …, Hacer …ve Kurtuluş …başta olmak üzere tüm hocalarıma; her koşulda, hiçbir zaman desteklerini ve güvenlerini benden esirgemeyen, benim için ellerinden gelenin fazlasını ortaya koyan, başta annem ve anneannem olmak üzere tüm aileme; bu uzun yolda, her an yanımda olan (alfabetik sıra ile) Halil ve Meltem’e; teşekkür eder, bu vesile ile şükranlarımı sunarım.

            Karşımda, üniversitemizin yönetimini bulmuşken; arkadaşlarımla, eğitimimiz boyunca ortaklaşa dile getirdiğimiz birkaç sorundan bahsederek sözlerime başlamak isterim.

            Ne yazık ki bugün; bu alanda bulunan mühendislik mezunlarının, eğitimleri süresince ortak hislerinden biri; mühendislik fakültesine gereken önemin verilmediği hissidir. Şüphesiz bunu en çok, dört sene boyunca sürgün hayatı yaşamış Bilgisayar Mühendisliği mezunları hissetmiştir.

            Bana göre; bu hissin kaynağı, bölüm binasının nerede bulunduğundan çok araştırma laboratuvarlarının sayısı ve niteliği gibi üniversite imkânlarıyla alakalıdır. Örneğin; sırf bölümümüzde araştırma laboratuvarı olmadığı için, çoğu başarılı öğrencimiz yüksek lisans eğitimime başka bir üniversitede devam etme zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

            Benzer şekilde; benim gibi, yurtdışındaki önemli üniversitelerden yüksek lisans eğitimi için kabul almış öğrenciler; üniversitemizden herhangi bir rehberlik veya destek alamadığı için burs bulamama ve bu sebeple eğitimine başlayamama sıkıntısıyla karşı karşıyadır.

            Bu durum sadece nitelikli öğrencilerin, Ankara Üniversitesi’nden küskün ayrılmasına sebep olmakla kalmayıp fakültelerimiz tarafından, nitelikli ve büyük ölçekli projelerin geliştirilmesini de olumsuz yönde etkilemektedir.

            Dilerim en kısa zamanda; üniversitemiz, üstün başarılı öğrencilerine farkındalık geliştirir ve üniversitemizin; bütün mühendislik bölümleri, nitelikli araştırma laboratuvarlarına sahip olarak; bilimin ilerleyişine daha büyük katkılar yapmaya başlar. Bu yolda; mezunlarımızdan da destek istenmesi durumunda, elini taşın altına koyacağından hiç şüphem bulunmamaktadır.

            Sözlerime son vermeden önce genç arkadaşlara da seslenmek isterim.

            Ben, Bilgisayar Mühendisliği okumaya karar verdiğimde ilkokul dörde gidiyordum. Üniversite eğitimime başlayana kadar geçen sürede de hep bu yolda ilerleyebilmek için elimden geleni yapmaya çalıştım. İlk programım olan, çok basit bir hesap makinesini geliştirdiğimde liseye yeni geçmiştim. Buna rağmen; tercih dönemi geldiğinde, Bilgisayar Mühendisliği mezunları ve hocalarıyla görüşüp kararımın, benim için gerçekten en doğrusu olduğundan emin olmadan tercih formunu doldurmadım.

            Size yapmanızı önereceğim şey de bunun aynısıdır. Sadece gününüzü değil, hayatınızın bundan sonraki otuz yılını planlayarak hareket edin. Bir tercihte bulunmadan önce neyi istediğinizden ve istediğiniz şeyin; sizin için en doğrusu olduğundan emin olun. Önem verdiğiniz kişilerin düşüncelerini alın; ama son kararı her zaman siz, kendiniz verin.

            İdealist olun ve ideallerinize ulaşmak için elinizden gelenin fazlasını ortaya koyun. Her zaman, mükemmeli hedefleyin. Hiçbir zaman mükemmele ulaşamayacak olsanız bile ona ulaşmaya çalışırken hep en iyiyi elde edeceğinizden şüpheniz olmasın.

            Unutmayın ki gecenin en karanlık olduğu an, gerçekten de şafak sökmeden az öncesidir; en karanlık anda bile aydınlığa ulaşmak için savaşmaya devam ediyorsanız.

            Teşekkür ederim.

Önceden, sınırdaki bayrağı indirmeye çalışan daha direğe tırmanırken vurulup etkisiz hâle getirilirdi. Artık kışlanın içindeki bayrağı gönderden indirebiliyorlar.

Bu sadece hükümetin çarpık politikasının değil; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin acizliğinin, koskoca kışla içinde bir tane adam gibi adamın olmayışının da göstergesidir.

Bu ülkenin insanları için artık hiçbir şey vermeye değmez. Hatta üzerinde konuşmaya bile…

Bu da son olsun.

soytariningozyasi:

Rahatlamanın yolunu yazmakta bulduysan ne mutlu sana, yaz da rahatla insan!

  Ne garipsin be insan! Doymuyorsun! Elli bin kez umudun kırıyorlar, kemiklerin un ufak oluyor, acıdan kıvranıyorsun… Gene de umuda doymuyorsun! Doymuyorsun insan!..

  Susmuyorsun insan! Durmuyor dudakların, söyleniyorsun dilin vardığınca! Sessiz çığlıkların taşıyor odalardan, çığlıklarında boğuluyorsun! Gene de susmuyorsun insan!..

  Bir garip nefessin insan! Nefesin bir garip rüzgar… Rüzgarına kapılmışsın aşkın, nefesin yettiği kadar…

  İnsan… Ne garipsin be insan!..

Günün Sözü:

"Şıpsevdiiiii! … Do you wanna die?"

Jerry Disharia
Oradan Buradan

Final dönemi…

Çok sıkıcı geçiyor. Boşluğa düşmek gibi. Ders çalışacaksın, çalışacak ders bulamıyorsun. Oyun oynasan, nereye kadar… Dizi, film izlesen; IMDB listesi kalmadı artık hizmet edebilecek.

İşin kısası, önümde uyuyana kadar doldurulması gereken 4 saat var, yapacak bir şey bulamıyorum. Slayer albümleri de bitmek üzere sürekli dinleyip kafa sallayayım… Vakit öldürecek hiçbir şey kalmadığı için buradayım anlayacağın.

Ama herkes benim gibi değil tabii. Nefes almadan çalışıyor geneli deyim yerindeyse. Zaten işte onlardır ki bu cümleleri okusalar, benden daha çok nefret ederler. Ama Yüce Metal de beni böyle yaratmış, yapacak bir şey yok…

Hayat karışık bir şey. Ama karışık kumpir, karışık pizza gibi değil. Daha çok his, karar, düşünce karmaşası. Bugün beklenen e-posta geldi. Sadece "Monsieur, Nous avons le plaisir de vous informer"a kadar okumam yetti. Gerisini okumadım, okumam da. "Nous avons le plaisir"; insan kötü bir haber vereceği zaman hoşnutluk hissetmez.

Sonra fark ettim ki Bilkent’in burslu teklifi de ODTÜ’nün “işli” teklifi de gözümde yokmuş. İkisi de en kötü durum senaryosuymuş. Ben gönlüm, gözüm hâlâ kuzey batının topraklarında. Zaten Ankara’nın havası da bunu destekler gibi. Ben henüz gidemedim diye kuzeyin havası bana geldi. Herkes şikâyetçi; ama ben “soğuk yaz”dan memnunum şahsen.

Adam

Adam duruyor orada

                           yalnız

       Zaten her zaman sevdi

                                       yalnızlığı

       Kaçtı kalabalıklardan

                                  kendi kendine kalmaya

             düşünmek için bazen

                                         her şeyi yoluna koymak için

             ya da bazen

                           sadece

                                  kafa dinlemek için

———————————————————————————————————

Adam duruyor orada

                           yalnız

       Üzgün mü

                 mutsuz mu

                            bıkmış mı?

Yüzünden anlaşılmıyor

      yüzü aynıydı her zaman

                                    düşünceli….

Sorguluyor belki de

                         kararları

                                  adımları

                                           yürünen yolları

     her şeyi sorguluyor belki de

     Belki de son bir

                         anlaşma yapıyor

                                              birileriyle…

———————————————————————————————————

Adam duruyor orada

                           yalnız

       Sanki pes etmiş,

                             gardını indirmiş gibi artık

       Sanki umutsuzca

                             kabullenmiş

              içindeki son sevinci de

                  bir çocuğun balonu bırakması gibi

                                                                   bırakıvermiş.

Kısa Kısa #Bilmemkaç

"Kınama hâllerimi, bağlama kollarımı, açık et yollarımı.”

Bu kez başlığa tam uydu.

Neden bitti?
Anonymous

Bu topraklarda hiçbir emeğin karşılığı ve değeri olmadığı için…

Artık bu şehir başkadır. İçimdeki şarkı bitti…