Demeseydim Gaz Yapardı...
Çıldırmama az kaldı; İsmail, nerede?!
o ne ya iğrenç!
Anonymous

Demet Akalın, di mi di mi… :/

Kim bilir, belki…

Geçen bir güvercin öldü, karşı komşunun çatısında. Hani balkonları kapattırıyorlar ya, işte tam kapalı balkonun çatısında. Kim bilir; belki onların da bir adı vardır ya, onu bilen kişi ben değilim.

Birkaç gün yanında durdu hayatta kalanı. Etrafında dolaştı, öttü biraz. Sonra didikledi bir süre bunu. Kim bilir, belki didiklersem uyanır diye yaptı ya da bir nevi yamyamlıktı; kurtlanan, sineklenen kısımlardan tattı. Gitti birkaç gün sonra da.

Komşuyu gördüm sokakta. Dedim, böyleyken böyle. Kuş ölmüş, kalmış balkonun çatısında. Kokar, böcek yapar bu sıcakta. Adam ölüyü çatıdan almak konusunda çok ilgili gözüktüyse de eyleme geçmedi hâlâ. Kim bilir; belki kendini ölü kuşun, evi böceklendirmeyeceğine ikna etti ya da üşendi ölüyle uğraşmaya.

Geçenlerde bir başka güvercin geldi ölünün başına. Baya bir kur yaptı. Kim bilir, belki hayvanlarda da nekrofili olabiliyordur ya da bizimkisi ölüyle diriyi ayırt edemeyecek kadar salak veya abazandı. Neyse ki bir süre sonra vazgeçti ölü kuşa kur yapma işinden.

Bugünse bir çift, yuva yapmış bizim ölü güvercinin yanı başına. Kim bilir, belki başka boş yer kalmamıştır apartmanların girinti çıkıntılarında ya da hazır besin kaynağı gözüyle bakıyorlar bizim ölü kuşa.

Hap var, cigara var, ex var, ruj var, toz var, Hepsi var yani.

- Sana ne lazım?

- Bana Captain Black yeter yav.

Can I come over, I need to rest.

Biliyorum ki çoğunuz, seçimlerin üzerine yorum yapmamı bekliyor. Ama onun yerine ben size bambaşka bir hikâye anlatacağım.

Şu an olmasa bile, bundan 1,5 saat önce dünya çok ilginç bir yer gibi gözüküyordu. Muhtemelen ellerime baksam gülemezdim, o kafada değildim; ama resmen zamana karşı bağımsızlık kazanmıştım. Etrafımdaki her şey çok sakin, çok durağan, çok berrak ve bir o kadar benim kontrolüm dışındaydı.

Bundan 1,5 saat kadar önce, rahatlayabilmek için zihnimden bazı hesaplamalar yaptım. Birileri beyninize beyninize değişik aletler saplar ve siz de uyuşturucu iğne etkisindeyken yapılacak en güzel şeydir.

Hesaplamalarıma göre yaklaşık 276 aydır yaşıyorum. Bu, 8280 gün eder. Bakınca hiç de öyle uzunmuş gibi gelmedi. Bu 8280 günün saat karşılığı 198 270 oluyor. Dakika olaraksa 11 923 200. Ama itiraf etmeliyim ki saniyeyi hesaplayamadım. Kafam, ne yazık ki 11 küsür milyon ile 60’ı çarpacak kadar çalışmıyor…

Bu bahsettiğim 276 ayın, 204 ayı boyunca öğrenciymişim. Sadece 72 ay boyunca öğrenci değildim, yani sadece 2160 gün… Ama 2160 gün deyince çok gözüktü. Bu 276 ayın 153’ünde okula gitmişim. Yani okulla geçen gün sayısı 4590. Bugüne kadar yaşadığım günlerin yarısından fazlasında her gün okula gitmişim anlayacağınız.

Ama hayatımın kaç saatini veya kaç dakikasını okulda harcadığımı ise hesaplayamadım. Çünkü o ara iğnenin etkisi geçtiğinden rahatlamamın tek yolu 1’den başlayıp sayı saymaktı. Onda da çok başarılı olamadım. 380’den sonra şaşırdım, yeniden başladım. 380’e kadar da üç dört kez sayı tekrar ettim zaten.

Bazen diyorum,

acaba çok mu doyumsuzum, ayaklarım mı yere basmıyor, ideallerim mi gerçek dışı sayılabilecek kadar yüksek, yanlış zamanda yanlış yerde mı doğmuşum; yoksa hakkım olan mı verilmiyor?

Lisans bitti, Türkiye’de iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda öğrencilerden biri olarak… Daha kep atmadan, emsallerimin girdiğinden daha prestijli bir şirkette, onların iki üç katı maaşla iş teklifi… Yurtdışından iki üç ciddi teklif ve yüksek lisans için de iki tane kral burs…

Buna rağmen hâlâ bir atar, işi birkaç gün içinde bırakacak olmalar, yurtdışından gelen iş ve burs tekliflerini reddetmeler filan…

Ama hakkım verilmiyor işte, bunlar hep o yüzden. Önümü bir açsa gavatlar, biyografilere konu olacağım. Bense hak ettiğim şeyi elde edemediğimden atarlanıyorum hâliyle…

Olay budur.

Ama umutsuz yaşanmıyor, umutsuz…

Sonuç Olarak

Bugün bir kez daha emin oldum ki sıcak memleketler bana göre değil. Saat olmuş akşam 5 buçuk, aklımda yapılacak işlerin listesi. Henüz birine bile tik atamamışım. Fazla bir şey olduğundan ya da zor şeyler olduklarından değil; sıcaktan kolumu kaldıramıyorum. Kolumu kaldıramadıkça işler büyüyor da büyüyor gözümde. Ben zaten ezelden tembel bir insanım, ezelden gece yaşayan biriyim; sonuç olarak beyhude akıyor zaman gündüzleri.

5 gündür evde yalnızım. Tek yaşayanların neden stüdyo daireye taşındığını anladım. Evin iki odası boşa duruyor resmen. Ama şimdi kalksam bir süpürge tutayım, bir de sileyim desen o iki odayı atlamak olmaz. Mecburen onları da süpürüp sileceksin. Sonuç olarak emek kaybı o iki oda.

Yarın işbaşı yapacağım. Daha ikinci aydan gına geldi. Hiç tatil yapmadan, daha diplomayı almadan işe başlarsan olacağı bu. Ama Hicri’ye yedireceğim paralar aile bütçesinden çıkmayacak en azından. Bu da bir teselli ödülüdür. Yine de aldığım iki aylık maaşı gidip dişçiye yatırmak da ciğerimi dağlamıyor değil. Sonuç olarak hiçbir zaman haz etmedim şu dişçilerden.

They won’t let me go, no
They can’t let me out, no
They won’t let me walk, no
Ve bir gün Dekanlık arayıp “Fakülte birincisi sizsiniz, pazartesi konuşma yapacaksınız.” der…

            Saygıdeğer rektörüm,  rektör yardımcılarım; dekanım, bölüm başkanlarım, hocalarım ve değerli ailelerimiz,

            Sözlerime başlamadan önce; bu başarıyı elde etme yolunda, bana destek olan kişilere teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Bu sebeple; dört sene boyunca, bıkmak bilmeden, bütün sorularıma cevap veren ve bana her konuda yardımcı olan; İman …, Şahin …, Süleyman …, Hacer …ve Kurtuluş …başta olmak üzere tüm hocalarıma; her koşulda, hiçbir zaman desteklerini ve güvenlerini benden esirgemeyen, benim için ellerinden gelenin fazlasını ortaya koyan, başta annem ve anneannem olmak üzere tüm aileme; bu uzun yolda, her an yanımda olan (alfabetik sıra ile) Halil ve Meltem’e; teşekkür eder, bu vesile ile şükranlarımı sunarım.

            Karşımda, üniversitemizin yönetimini bulmuşken; arkadaşlarımla, eğitimimiz boyunca ortaklaşa dile getirdiğimiz birkaç sorundan bahsederek sözlerime başlamak isterim.

            Ne yazık ki bugün; bu alanda bulunan mühendislik mezunlarının, eğitimleri süresince ortak hislerinden biri; mühendislik fakültesine gereken önemin verilmediği hissidir. Şüphesiz bunu en çok, dört sene boyunca sürgün hayatı yaşamış Bilgisayar Mühendisliği mezunları hissetmiştir.

            Bana göre; bu hissin kaynağı, bölüm binasının nerede bulunduğundan çok araştırma laboratuvarlarının sayısı ve niteliği gibi üniversite imkânlarıyla alakalıdır. Örneğin; sırf bölümümüzde araştırma laboratuvarı olmadığı için, çoğu başarılı öğrencimiz yüksek lisans eğitimime başka bir üniversitede devam etme zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

            Benzer şekilde; benim gibi, yurtdışındaki önemli üniversitelerden yüksek lisans eğitimi için kabul almış öğrenciler; üniversitemizden herhangi bir rehberlik veya destek alamadığı için burs bulamama ve bu sebeple eğitimine başlayamama sıkıntısıyla karşı karşıyadır.

            Bu durum sadece nitelikli öğrencilerin, Ankara Üniversitesi’nden küskün ayrılmasına sebep olmakla kalmayıp fakültelerimiz tarafından, nitelikli ve büyük ölçekli projelerin geliştirilmesini de olumsuz yönde etkilemektedir.

            Dilerim en kısa zamanda; üniversitemiz, üstün başarılı öğrencilerine farkındalık geliştirir ve üniversitemizin; bütün mühendislik bölümleri, nitelikli araştırma laboratuvarlarına sahip olarak; bilimin ilerleyişine daha büyük katkılar yapmaya başlar. Bu yolda; mezunlarımızdan da destek istenmesi durumunda, elini taşın altına koyacağından hiç şüphem bulunmamaktadır.

            Sözlerime son vermeden önce genç arkadaşlara da seslenmek isterim.

            Ben, Bilgisayar Mühendisliği okumaya karar verdiğimde ilkokul dörde gidiyordum. Üniversite eğitimime başlayana kadar geçen sürede de hep bu yolda ilerleyebilmek için elimden geleni yapmaya çalıştım. İlk programım olan, çok basit bir hesap makinesini geliştirdiğimde liseye yeni geçmiştim. Buna rağmen; tercih dönemi geldiğinde, Bilgisayar Mühendisliği mezunları ve hocalarıyla görüşüp kararımın, benim için gerçekten en doğrusu olduğundan emin olmadan tercih formunu doldurmadım.

            Size yapmanızı önereceğim şey de bunun aynısıdır. Sadece gününüzü değil, hayatınızın bundan sonraki otuz yılını planlayarak hareket edin. Bir tercihte bulunmadan önce neyi istediğinizden ve istediğiniz şeyin; sizin için en doğrusu olduğundan emin olun. Önem verdiğiniz kişilerin düşüncelerini alın; ama son kararı her zaman siz, kendiniz verin.

            İdealist olun ve ideallerinize ulaşmak için elinizden gelenin fazlasını ortaya koyun. Her zaman, mükemmeli hedefleyin. Hiçbir zaman mükemmele ulaşamayacak olsanız bile ona ulaşmaya çalışırken hep en iyiyi elde edeceğinizden şüpheniz olmasın.

            Unutmayın ki gecenin en karanlık olduğu an, gerçekten de şafak sökmeden az öncesidir; en karanlık anda bile aydınlığa ulaşmak için savaşmaya devam ediyorsanız.

            Teşekkür ederim.